30
2007
Sıradan mısınız?
Affedersiniz, üzgünüm, dalgınlığıma geldi. Tabii ki değilsiniz, Siz farklısınız. Hemen anlaşılıyor farkınız. Gören anlıyor, ya da bakmasını bilen. Aslında çok da belli olmasını istemiyorsunuz farkınızın…
(Çetin Erker’in sesinden Aydın Mustafaoğlu’nun makalesi)
Çetin Erker - Sıradan mısınız? >> DOWNLOAD
28
2007
Sana geldim, sona…
Sana geldim, sona…
Gece kanat çırpsın parmaklarımda
Birbirimizden kaçıracak neremiz kalmasın
Birleşsin yağmur soylu ellerimiz
Bırak öpüşlerim ağzını kapatsın
Uzun uzadıya susarak kalalım birbirimizde
Sabaha söyleyecek söz bırakmayalım
Köpekler gibi havlayan acılarımız sussun
Sevda çözmesin kendini bizden
Sularca gülüşelim
Yüreğin alı koysun gitmelerimi
Sona geldim, SANA…
Çetin Erker’in sesinden Tunay Bozyiğit’in "Sana geldim, sona…" isimli şiiri.
Çetin Erker - Sana geldim, sona >> DOWNLOAD
28
2007
Dişlenmiş Sevgili Mabetleri
Aşkta keşkelere yer yok. Bütün olmayanlara ve olanlara eyvallah diyebilmektir aşk. Sükût-u hayal ile tesadüf kuşlarının arasından sıyrılıp kucaklamalı ikisini de. Kırılan hayalin en keskin kırığı olmak yerine, bir tesadüf kuşunun kanadına tutunup gökyüzüne saklanmalı. Hoş geldin, sefa geldin diyebilme erdemi olanlar, kaderine tebessüm edebilirler. Bütün düzenin içinde gizli bir teslimiyetimiz olmalı. Yüce, kutsal bir teslimiyet. O’na teslimiyet. Olanları yargılamayla meşgulken, olacakları yönlendirebilme yetimizi yitiriyoruz, unutuyoruz. Bütün olanlar, olmuş olanlardır gibi geliyor bana. Bütün olacaklar bu mühendisliğin içinde olasıdır. Bir tek sen şaşırıyorsun. Bir tek ben şaşırıyorum başımıza gelenlere. Bütün evren bıyık altından gülüyor bize, ne var ki bunda diye.
27
2007
Mülayim Pelvan
“Zihinden daha derin olan yüreğimizdir. Mantıktan daha derin olan aşktır. Bilimden daha derin olan sanattır. Matematikten daha derin olan müziktir.” Ranzamda üst ranzanın demirlerine bakarken Osho’nun bu sözlerini düşünüyordum. Üst ranzadaki yatağın altına yazdığım ismin kıvrımlarına dalıyordum. “E” harfinin ne kadar güzel bir harf olduğunu düşünüyor, yatay olan üç çizgisinin ne kadar özgür olduğunu hayal ediyordum. Öyle ki asetatlı kalemle çizdiğim bu baş harf, mürekkep dağıldıkça yatağın ilmekleri arasına nasıl da süzülmüştü. Yüreğim, zihnimdeki bütün gerçeklerin ve düzmecelerin önüne nasıl da geçmişti. Pehlivan yüreğim… Dedem, ben küçük bir çocukken bana “mülayim pelvan” derdi. Eski bir pehlivanın torununa kendi kültüründen bir lakap takması ne güzel, bunu unutmamam ne güzel. Küçükken daha mülayim olduğumu hatırlamak, büyüdükçe yetişkin olmanın bedellerini daha da aşikâr ediyor. Dedem belki de bu günlerim için söylemişti bu sözü bana. Bu lakap beni ne de iyi tarif ediyor aslında. Hem mülayim, hem de pehlivan olmak yakışır Erker adama. Dedemin düzgün Türkçe’sine rağmen lehçe kullanıp “pehlivan” yerine “pelvan” demesi ise ayrı bir miras.