Eller ve İstiridyeler

kategori: Yazılar
admin yazmış,

pearl_fishers_o_large.jpg Yıllardır sana ve ötekilere şiirler yazıyorum. Mektuplar saklıyorum çekmecelerine. Son kadınım kabul ettiğim senin ne farkın var diğerlerinden? Neden son kadınım olmanı istiyorum? Bütün kadınlardan vazgeçecek kadar seni sevişim de neyin nesi?Ben hep daha iyisi, daha sevimlisi, beni daha bir sevesi olan kadınlardan şüphelenerek sevmiştim. Birine âşıkken başkalarının varlığını inkâr etmemiştim. Aynı dünya dışı canlıları daha görmememize rağmen inkâr etmediğim gibi. Demek ki annemden başka hiçbir kadının beni yeterince sevdiğini düşünmemişim. Demek ki hiç yetinmemişim. Belki de yetecek, yetilecek bir şey zannetmişim. Sonra sende sonsuzu ve eşsizi bulmuşum… Duygularını bu kadar yazan, anlatan, bakan bir adama her kadın senin gibi içten kalmaz…Yani kadınlar kendisini bu denli seven bir erkeğin tadını çıkartırlar…Kadınlar, garantili bir sevilmeye nazlarıyla, kaprisleriyle, sürükleyerek alabilecekleri en büyük zevki almaya çalışırlar…İki adım kaçıp beklerler, koştururlar, yanına varınca yine koşarlar…Kimisi kendilerinden daha zayıf ağaçların arkasına saklanıp, görünmediğini sanır…Erkek de hevesini kırmamak için bir süre arar gibi yapar…Kadın saklandığı yerden çıkar ve yine kaçar…Oysa sen ellerimden tutup koşuyorsun… Benden kaçarak değil, elimden tutarak koşuyor, beraber kaçıyorsun…Sen bu anlattığım kadınlar gibi yapmıyorsun…Ben yazdıkça, aşkımı nasıl yaşadığımı sana gösterdikçe, mahvolmaktan aldığın hazzı hiç saklamıyorsun…Oysa akıllı erkekler sevgilerini derinlerindeki istiridyelerinin içinde yaşarlar…Arada bir aralarlar kabuklarını, kadın tam elini uzattığında kıstırıp can yakarlar…Kadın istiridyenin içindekine dokunamadığı gibi tam görememiştir bile…Kadın yanan canının derdinden çok istiridyenin içindekiyle meşgul olduğundan vazgeçmez erkeğinden…Derinlerine dalıp dalıp o istiridyeyi aralamaya çabalarlar…Böylece erkeklerinin içinde kalırlar…Erkek ise sürekli yüzünde pis bir tebessümle sevilmenin, ihtiras duyuluşun tadını çıkartır…Kadın ona böyle atıldıkça, istiridyenin kabukları açılıp kapandıkça, adam kadını sevgisinin yakınında tutar ama bütünüyle içine girmesine izin vermez…Çünkü bilirler, istiridyenin içindeki ele geçerse, kadının zaferi aşkının önüne geçecektir…Ele geçmek yerine, elleri ısırırlar… …Kadınlar sırnaştıkça, erkekler istiridyelerinin kabuklarının arasında sıkıştırıp kızartırlar, yaralarlar… Oysa sen…Oysa sen…İstiridyelerinin kabuğunu aralamak şöyle dursun, bütünüyle kırıp, sadece içindekiyle sana teslim olan bu adamı hiç sömürmedin…Ben en çok seni hiçbir kadına benzetemeyişimi sevdim…İçimdeki incileri didiklemeyişini, ele geçirebileceğini bildiğin halde, ganimeti alıp götürmeyişini, kolayca kazanılan bu zaferi küçümsemeyişini sevdim… Ne kadar ortada istiridyelerim, aramadan görebileceğin kadar ortalıkta…Dolaşmadan bulabileceğin kadar düz ayak…Ve yönleri, ağızları sürekli sana dönük…Kabuklarını açıp açıp kapatıyorlar…Ama elini kıstırmak için değil…Dikkatini çekmek için…Yoksa ben hiç kıyabilir miyim taptığım ellerine…Sen yaklaşınca hepsi imana geliyor, ardlarına kadar kasılıp kırılıyorlar…Meydana dağılmış inciler kalıyor sonra………. Hadi kır zincirlerini, ve saçından bir tel kopar…O saç teline bu sağa sola yuvarlanan incileri yakalayıp diz…Ve boynuna tak…Ya da açılmamış olan istiridyelerimin ağızlarını kanırt…İçindeki cenin incileri dağıt…Ve suyumu bulandır…Dibimdeki kumlarımın içine kaybet tüm incilerimi…Ben görmeyeyim…Bilmeyeyim…Çünkü sen narin boynuna takmadıkça, bana bu bedende ağır geliyor… Çetin ERKER


« Bugün Zeki Değilim   |   Bedri Rahmi Eyüboğlu - İSTANBUL DESTANI »



Yorumlar

Kullanıcı girişi yaparak ya da zorunlu olan * alanlarını doldurarak yorum yapabilirsiniz.

İsminiz *

Email adresiniz *

Web sitesiz

Mesajınızı buraya yazabilirsiniz: