22
2007
Bugün Zeki Değilim
Bugün zeki değilim. Bazı sabahlar her zamanki saatte uyandığınız, elinizi yüzünüzü yıkadığınız, şık giyindiğiniz ve kahvaltınızı yaptığınız halde kendinizi olduğunuz kadar zeki hissetmezsiniz. Güne adapte olmak süreci değil bahsettiğim. O sabah uykunuzu ne kadar almış olursanız olun sersem gibisinizdir.
Ahmaklaşmış bir ruhla güne başlamışsınızdır. Öyle ki her sabah sigaramı aldığım gazete bayiine hayırlı işler dilerken bile dilim sürçüyor, cümlemin son hecesinde sesim kısılıyor. İş “yerimde” beni selamlayıp tokalaşmak için uzanan arkadaşımın elini havada bırakıyorum. Şaşkın şaşkın etrafa bakınıp gazeteme yönelirken “abi elimi havada unuttun” diyor. “Yaa kusura bakma….” ‘yla başlayan bir cümle kurup özür dilemeye çalışıyorum ama onu bile beceremiyorum. Ne cümle kurulabiliyor, ne özür dilenebiliyor. Dilenemeyen özürden sonra güne dair iyi dilekler bile diyemiyorum. Kelimelerle, telaffuzlarla bu kadar haşır neşir bir adam için güne böyle kısır başlamak yeterince olumsuz bir şey olabiliyor. Neyse ki günlerin başladığı gibi devam ettiğine inanmayanlardanım. Hatta böyle bir mitos varsa da, daha çok başlayışının tersi gibi devam eder günler. Böyle akıllı ya da zeki “ki aralarındaki farkı gözetmiyorum şimdilik” başlayamadığım günlerim umutsuz değildir. En fazla huzursuzlukla ilgili bir başlangıçtır. Huzuru davranışlarda, kelimelerde ve görüşlerde aramak ne kadar doğrudur ki. Herkesin huzuru aradığı farklı bir mecra vardır, ya da o mecra hala aranmaktadır. Bulunmuş olanlara akılırken densiz kayalara çarpıp yön değişebilir. Yönsüzlük anlayışı bununla başlayabilir. Baş dönmeye çoktan başlamışken zihin de paşa paşa oturmuyordur kafa kasesinin içinde. Bu göründüğü kadar kötü değildir. Yönsüzlük sınırsızlık duygusuna benzer. Sınırsızlığı hissetmeye ramak kala irkilirsiniz: “- Abi çay içer misin ?” Aslında böyle “yaparsınız, edersiniz” yüklemlerimin yerini “yaparım, ederim” ‘ lerle karıştırdığım zaman, biraz ben, bolca da siz oluyor cümlelerde. Daha iyi oluyor böyle. Paragraflarımın içi yaşam doluyor. Ya da birinci tekillerimle ikinci çoğullarımın istikrarsızlığı içime siniyor J Bazen aramadan da bir cümlenin içinde,bir davranışın jestinde ya da bir bakışın görüşünde bulunur huzur. Bir hazineyi aramak için sırtınızı bir ağaca yaslar, adımlar atar, yer tespit eder ve kazıp ulaşırsanız bulabilirsiniz. Ulaşınca “bulduuum” diye haykırırsınız. Peki ya avare avare yürürken bir sandığa takılıp düşseniz ve “kim koymuş bunu ayağımın altına” diyerek tekmeleseniz, sandık savrulsa, kapağı açılıp içinden mücevherler saçılsa, yine bulmuş mu olursunuz. Bulmuş mu olursunuz, yoksa tostlamış mı olursunuz? Bulmuşluk hali tam olarak nasıl bir şeydir sizce. İşte aramadan bulmak bunun gibi bir şey sanırım. Siz istediğinizden vazgeçseniz bile sizi er geç bulabiliyor. Olacak olan olduğu zaman teslim olmak kolay olmuyor.Biraz da zamanını bizim belirlemediğimizden, şımarıklığımızdan teslim olmaya yeltenemiyoruz. Ama iş esir almaya geldiğinde hiç tereddüt etmiyoruz. Böyle yeterince zeki olmadığım,anti akıllıdan ziyade salakça uyandığım sabahların aslında beni daha çok kendime getirdiğini düşünüyorum. Demek ki kendimden bayağı bir gitmişim. Uzaklaşınca salaklaşmak iyi oluyor aslında. Ya da salaklaşmak için uzaklaşmak iyi bir denemedir. Bir çoğunuz kendinden uzaklaşmayı enlemesine düşünürken , boylamasına kasıt ettiğimi belirtmek isterim. Boylamasına düşündürmek için ısrarla birlikte kasıt ediyorum. Salakça yukarıdan bakıp, aşağıdaki zeki adamı sorgulamak için bir fırsat işte. Güne iyi başlayamadığınızı düşündüğünüzde tuvalete gidip aynanın karşısında yüzünüze su çarpıp yanaklarınızı tokatlamakla kalmayın. Salaklığımızdan cesaret alıp biraz yükselelim ve aşağıda kendini zeki sananı süzelim. Bakışla süzdükten sonra şimdi de diğer anlamda süzelim. Süzelim süzelim, çekinmeyelim. Elekte kalan koca koca taşları silkeleyelim. Öğleden sonra devam edelim kalan zamanı sömürmeye. Salaklığımız, vazgeçişlerimiz, huzur arayışlarında yeni girişimlerimizle dolu bir sabahta umutsuz olmayın. Elinizden gelen bittiğinde, gününüzden geleni yapın J Çetin Erker
« Can Dündar’ın kaleminden Çetin Erker’in seslendirmesi | Eller ve İstiridyeler »
Yorumlar